Peygamberler Tarihi Hz. Âdem Hz. Davut Hz. Eyyub Hz. Harun Hz. Hızır Hz. Hud Hz. İsa Hz. İsmail Hz. İbrahim Hz. İlyas Hz. İshak Hz. İdris Hz. Lut Hz. Lokman Hz. Musa Hz. Nuh Hz. Sâlih Hz. Süleyman Hz. Şuayb Hz. Şit Hz. Yahya Hz. Yakub Hz. Yunus Hz. Yusuf Hz. Zülkifl Hz. Zekeriyya Hz. Zülkarneyn
250 Milyon'dan fazla Türkün yaşadığı dünyamızda, AB şeklinde ama kendimize özgü bir Türk Birliğinin kurulması, 7 bağımsız Türk Devletinin ekonomik ve askeri güclerini bir birlik altında toplama gereği artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Türk Birliği, AB için en iyi ve geçerli bir seçenektir. Türk Birliği, Kıbrıs, Ege adaları, Batı Trakya, sözde ermeni soykırımı, Karabağ, Güney Azerbeycan, Doğu Türkistan, Kerkük ve PKK sorunları gibi birçok meseleyi, Türk Ulusunun lehinde çözüme kavuşturacak bir formüldür. Orta Asyadan Avrupaya kadar uzanan toprakları ile Türk Birliği, gercekleşme aşamasında olan 4 imparatorluk(!) arasında güç dengelerini sağlıyacak ve kalıcı bir dünya barışına katkıda bulunacaktır. Ekonomik ve Askeri güçlerimizin birleşmesi ile oluşacak kaynak ve tasarruflardan elde edilen imkanlarla ortak iç sorunlarımız olan yüksek işsizlik, eğitimsizlik oranları kısa bir süre içinde aşağı rakamlara çekilebilecektir; hammeddelerimiz Türk Birliği içinde işlenebilecek ve üretici durumuna gelinebilecektir; diş borçlar ödenebilecek ve IMF ve diş ülkelerin baskı ve yönlendirmelerinden kurtulunabilecektir. Her zorluğa ve önümüze çıkartılacak engellere ragmen, Türk Birliğini kurma çalişmalarını sürdürmek, Türk milletinin geleceği için vaz geçilmez bir görevdir. Bu görevi vatan borcu bilen ve böyle inanan her Türkün Türk Birliği nin gerçekleşmesi için az veya çok, tek başına veya ekip olarak, sivil toplum kuruluş üyesi veya devlet görevlisi olarak yapabilecekleri vardır. devamı... Yeni Osmanlilar Dernegi. Osmanli ekonomisi, Osmanli Ahlaki, Osmanli hayati, Osmanli kültürü ile ilgili yazilar, osmanli, yeni osmanlilar, yeni osmanlilar dernegi, osmanlilarda ekonomi, osmanli padisahlari, ottoman, osmanli kültürü, sanat, hikaye, çini, ebru" İslam BİrlİĞİ Projesİ Türkiye, İslam dünyasının büyük bölümünü asırlar boyu yönetmiş olan büyük Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olarak, 21. yüzyılda İslam dünyasını yeniden düzenleme çabalarının baş aktörü olmak durumundadır. Sözünü ettiğimiz Neo-Osmanlı Birlik, Türkiye Cumhuriyeti'nin liderliğinde kurulmalıdır. Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana dünyada çok ilginç bir süreç yaşanmaktadır. Eskiden siyasi ideolojilere göre belirlenmiş ve bölünmüş olan milletler, çok daha temel bir kritere, "kimlik" kriterine göre düşünmeye ve şekillenmeye başlamaktadırlar. Samuel Huntington'ın ünlü "Medeniyetler Çatışması" tezinde tespit ettiği gibi, artık en önemli unsuru din ve kültür olan "medeniyet" kavramı yükselmektedir. (Huntington'ın farklı medeniyetler arasında çatışma öngörmesi yanlış, fakat bu medeniyetlerin yükselişi konusundaki tespiti doğrudur.) Bu sürecin en belirgin örneğini, Avrupa Birliği'nde görmek mümkündür. Eskiden kapitalist ve komünist blok arasında bölünmüş olan Avrupa devletleri, artık temeli ortak Avrupa kültürü olan Avrupa Birlişi çatısı altında birleşmektedirler. Bunun ekonomik ve siyasi avantajları sayılamayacak kadar çoktur; bu birlik sayesinde Avrupa dünyanın tümüne yön verecek büyük bir global aktör olarak sahneye çıkmaktadır. İleriyi görebilen yorumcuların tespit ettiği çok önemli bir gerçek ise, 21. yüzyılda gerek Avrupa Birliği'yle, gerek ABD'yle, gerekse tüm diğer medeniyetlerle dost, ama onlardan farklı bir kimlik ve kültüre sahip bir başka medeniyetin kaçınılmaz olarak yükseleceğidir. Türk-İslam coğrafyasında yükselecek olan bu medeniyete, aynı coğrafyayı asırlar boyu büyük bir başarıyla yöneterek dünyanın tek büyük süper gücü olmuş olan Büyük Osmanlı İmparatorluğu'ndan hareketle, "Neo-Osmanlı Medeniyet" diyebiliriz. Bu medeniyetin kuracağı siyasi yapı ise "Neo-Osmanlı Birlik" olacaktır. devamı... UluslararasI Türk DünyasInIn İslamİyete KatkIlarI Sempozyumu Hz. Peygamber’den nakledilen muhtelif hadislerde pek yakında çıkacak olan Kantura oğullarından bahsedilmiş, bu toplumun Müslümanları Irak topraklarından sürüp çıkaracaklarını haber vermiş, bazı tarıklarda mülk ve saltanatı ümmetinin elinden ilk çekip alacak olanlar olarak belirtilmiş, hatta Dicle denilen yere konaklayacakları dile getirilmiş, bazılarına göre Basra’ya, bir baska tarıkda Horasan ve Sicistan halkını önlerine katıp süreceklerinden bahsedilmiştir. Bazı hadislerde de Kanturaoğullarının bu ümmetin idaresini uzun süre ellerinde tutacağından söz edilmiştir. Hadis-i Şerif otoriteleri, bundan kastın Türkler olduğunda hemfikirdirler. Kaynaklar tarandığında Kantura'nın, Hazreti İbrahim'in hanımlarından birinin adı olduğu görülür. İbrahim aleyhisselamın bilinen üç hanımı vardır. Sare, Hacer ve Kantura... Bunlardan Sare; Hz. İshak'ın, Hacer; Hz. İsmail'in, Kantura da altı erkek evladın annesidir. Tevrat'ta Hz. İbrahim'in babası olarak geçen Terah adının, Turhan veya Herodot'ta geçen TYRRHEN kelimesiyle ilgisi kurulmuştur. Terah, Eber'in torunlarındandır. Kaldı ki, İslam'da Hz. İbrahim'in babasının adı Azer (Hazar-Azeri) olarak bilinir. Hz. İbrahim'in karısı Sara, cariyesi Hacer'den başka Ketura (Kantura) adında bir eşi daha vardı. Bu kelimenin Han-ı Turan ve Hanım Turhan (Türk Hakanının kızı) anlamına geldiği belirtilmektedir. İslam'ın ilk dönemlerinde müslüman olan Türkler, "İbrahim atamız, İsmail amcamız" derler, böylece Kantura'nın oğullarından geldiklerini belirtmek isterlerdi. Tevrat metni “İbrahim bir kere daha evlendi, onun bu yeni karısının ismi “Ke-tu-rah” idi” şeklindedir. Nitekim Tevrat’ın bildirdiğine göre Hz. İbrahim, hanımları Hacer ve Sare’nin ölümünden sonra “başka bir kadın daha aldı, onun adı Ketura idi. Ona, Zimran’ı, Yokşan’ı, Medan’ı, Midyan’ı, Yişbak’ı ve Şuah’ı doğurdu.” Hz. İbrahim İsmail’e yüklediği misyon görevi ile Mekke’ye gönderdiği gibi, bu evlatlarını da vahdaniyeti yaymaları için çeşitli bölgelere gönderir. devamı (sayfa 233)... Sitene Ekle Maveraunnehİr: IssIk Kurgan YazIsI Issık Kurgan, Kazakistan'da Almatı'nın 50 km doğusunda Issık Göl (Esik Kasabası) yakınlarında bir taş yığma mezardır. Bu mezarın içinden, altın elbiseli bir adam ve bu adama ait olduğu sanılan 400 parça saf altın eşya çıkmıştır. Adamın ceketi de altından iplikle dokunmuştur ve eşsiz güzellikte bir hazinedir. Ancak bu altınlardan çok daha kıymetli bir hazine de; mezarın içindeki yepyeni ve son derece ihtişamlı altın eşyalara muhalif olarak mezardan çıkan mütevazi, büyük ihtimalle kullanılmış ve sapı da kırılmış olan bir gümüş kaşık (aslında küçük bir kepçe) üzerinde, Göktürk Alfabesi harfleriyle yazılmış olan iki satırlık yazıdır. Yazının, Göktürk harfleriyle bire bir uyuşması ve bölgenin de Türkler'in anayurdu olması, mezarın bir Türk'e ait olduğunu ve yazının da Türkçe olduğunu düşündürmüştür. Issık Kurganı'ndaki yazı aşağıdaki resimdedir. Resim orijinal kaşığın üstünden çekilmiş: Bu yazı, M.Ö. 500 veya 400 civarından kaldığı söylenen iki satırlık yazıdır. Kullanılan harfler Göktürk Yazıtları'ndaki harflere son derece benziyor. Bu bakımdan bu yazının Türkçe olma ihtimali çok yüksek. Zaten mezarın içinden çıkan eşyalar da bunu gösteriyor. Yani mezar bir Türk soylusuna ait olabilir, hatta hiç kimsenin bundan şüphesi yok. Mezardan binlerce parça saf altından yapılmış eşya çıkmıştır ve bu eşyalar yepyeni ve çok kaliteli. Hatta altını ip haline getirip dokuyarak ceket yapmışlar. Lakin bunların hepsinden daha önemlisi sapı kopmuş bir gümüş kaşık üzerindeki iki satırlık yazıdır. Çünkü M.Ö. 400-500 yıllarından kalmış olan bu mezardan çıkan bu yazı en az 2400 yıllık. Bu, Türkçe'nin yazılı tarihinin çok eskilere dayandığını göstermeye yeter. Ama acaba bu kaşığın içinde ne yazıyor? devamı...
Türkiye, İslam dünyasının büyük bölümünü asırlar boyu yönetmiş olan büyük Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olarak, 21. yüzyılda İslam dünyasını yeniden düzenleme çabalarının baş aktörü olmak durumundadır. Sözünü ettiğimiz Neo-Osmanlı Birlik, Türkiye Cumhuriyeti'nin liderliğinde kurulmalıdır.
Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana dünyada çok ilginç bir süreç yaşanmaktadır. Eskiden siyasi ideolojilere göre belirlenmiş ve bölünmüş olan milletler, çok daha temel bir kritere, "kimlik" kriterine göre düşünmeye ve şekillenmeye başlamaktadırlar. Samuel Huntington'ın ünlü "Medeniyetler Çatışması" tezinde tespit ettiği gibi, artık en önemli unsuru din ve kültür olan "medeniyet" kavramı yükselmektedir. (Huntington'ın farklı medeniyetler arasında çatışma öngörmesi yanlış, fakat bu medeniyetlerin yükselişi konusundaki tespiti doğrudur.) Bu sürecin en belirgin örneğini, Avrupa Birliği'nde görmek mümkündür. Eskiden kapitalist ve komünist blok arasında bölünmüş olan Avrupa devletleri, artık temeli ortak Avrupa kültürü olan Avrupa Birlişi çatısı altında birleşmektedirler. Bunun ekonomik ve siyasi avantajları sayılamayacak kadar çoktur; bu birlik sayesinde Avrupa dünyanın tümüne yön verecek büyük bir global aktör olarak sahneye çıkmaktadır. İleriyi görebilen yorumcuların tespit ettiği çok önemli bir gerçek ise, 21. yüzyılda gerek Avrupa Birliği'yle, gerek ABD'yle, gerekse tüm diğer medeniyetlerle dost, ama onlardan farklı bir kimlik ve kültüre sahip bir başka medeniyetin kaçınılmaz olarak yükseleceğidir. Türk-İslam coğrafyasında yükselecek olan bu medeniyete, aynı coğrafyayı asırlar boyu büyük bir başarıyla yöneterek dünyanın tek büyük süper gücü olmuş olan Büyük Osmanlı İmparatorluğu'ndan hareketle, "Neo-Osmanlı Medeniyet" diyebiliriz. Bu medeniyetin kuracağı siyasi yapı ise "Neo-Osmanlı Birlik" olacaktır. devamı... UluslararasI Türk DünyasInIn İslamİyete KatkIlarI Sempozyumu Hz. Peygamber’den nakledilen muhtelif hadislerde pek yakında çıkacak olan Kantura oğullarından bahsedilmiş, bu toplumun Müslümanları Irak topraklarından sürüp çıkaracaklarını haber vermiş, bazı tarıklarda mülk ve saltanatı ümmetinin elinden ilk çekip alacak olanlar olarak belirtilmiş, hatta Dicle denilen yere konaklayacakları dile getirilmiş, bazılarına göre Basra’ya, bir baska tarıkda Horasan ve Sicistan halkını önlerine katıp süreceklerinden bahsedilmiştir. Bazı hadislerde de Kanturaoğullarının bu ümmetin idaresini uzun süre ellerinde tutacağından söz edilmiştir. Hadis-i Şerif otoriteleri, bundan kastın Türkler olduğunda hemfikirdirler. Kaynaklar tarandığında Kantura'nın, Hazreti İbrahim'in hanımlarından birinin adı olduğu görülür. İbrahim aleyhisselamın bilinen üç hanımı vardır. Sare, Hacer ve Kantura... Bunlardan Sare; Hz. İshak'ın, Hacer; Hz. İsmail'in, Kantura da altı erkek evladın annesidir. Tevrat'ta Hz. İbrahim'in babası olarak geçen Terah adının, Turhan veya Herodot'ta geçen TYRRHEN kelimesiyle ilgisi kurulmuştur. Terah, Eber'in torunlarındandır. Kaldı ki, İslam'da Hz. İbrahim'in babasının adı Azer (Hazar-Azeri) olarak bilinir. Hz. İbrahim'in karısı Sara, cariyesi Hacer'den başka Ketura (Kantura) adında bir eşi daha vardı. Bu kelimenin Han-ı Turan ve Hanım Turhan (Türk Hakanının kızı) anlamına geldiği belirtilmektedir. İslam'ın ilk dönemlerinde müslüman olan Türkler, "İbrahim atamız, İsmail amcamız" derler, böylece Kantura'nın oğullarından geldiklerini belirtmek isterlerdi. Tevrat metni “İbrahim bir kere daha evlendi, onun bu yeni karısının ismi “Ke-tu-rah” idi” şeklindedir. Nitekim Tevrat’ın bildirdiğine göre Hz. İbrahim, hanımları Hacer ve Sare’nin ölümünden sonra “başka bir kadın daha aldı, onun adı Ketura idi. Ona, Zimran’ı, Yokşan’ı, Medan’ı, Midyan’ı, Yişbak’ı ve Şuah’ı doğurdu.” Hz. İbrahim İsmail’e yüklediği misyon görevi ile Mekke’ye gönderdiği gibi, bu evlatlarını da vahdaniyeti yaymaları için çeşitli bölgelere gönderir. devamı (sayfa 233)... Sitene Ekle Maveraunnehİr: IssIk Kurgan YazIsI Issık Kurgan, Kazakistan'da Almatı'nın 50 km doğusunda Issık Göl (Esik Kasabası) yakınlarında bir taş yığma mezardır. Bu mezarın içinden, altın elbiseli bir adam ve bu adama ait olduğu sanılan 400 parça saf altın eşya çıkmıştır. Adamın ceketi de altından iplikle dokunmuştur ve eşsiz güzellikte bir hazinedir. Ancak bu altınlardan çok daha kıymetli bir hazine de; mezarın içindeki yepyeni ve son derece ihtişamlı altın eşyalara muhalif olarak mezardan çıkan mütevazi, büyük ihtimalle kullanılmış ve sapı da kırılmış olan bir gümüş kaşık (aslında küçük bir kepçe) üzerinde, Göktürk Alfabesi harfleriyle yazılmış olan iki satırlık yazıdır. Yazının, Göktürk harfleriyle bire bir uyuşması ve bölgenin de Türkler'in anayurdu olması, mezarın bir Türk'e ait olduğunu ve yazının da Türkçe olduğunu düşündürmüştür. Issık Kurganı'ndaki yazı aşağıdaki resimdedir. Resim orijinal kaşığın üstünden çekilmiş: Bu yazı, M.Ö. 500 veya 400 civarından kaldığı söylenen iki satırlık yazıdır. Kullanılan harfler Göktürk Yazıtları'ndaki harflere son derece benziyor. Bu bakımdan bu yazının Türkçe olma ihtimali çok yüksek. Zaten mezarın içinden çıkan eşyalar da bunu gösteriyor. Yani mezar bir Türk soylusuna ait olabilir, hatta hiç kimsenin bundan şüphesi yok. Mezardan binlerce parça saf altından yapılmış eşya çıkmıştır ve bu eşyalar yepyeni ve çok kaliteli. Hatta altını ip haline getirip dokuyarak ceket yapmışlar. Lakin bunların hepsinden daha önemlisi sapı kopmuş bir gümüş kaşık üzerindeki iki satırlık yazıdır. Çünkü M.Ö. 400-500 yıllarından kalmış olan bu mezardan çıkan bu yazı en az 2400 yıllık. Bu, Türkçe'nin yazılı tarihinin çok eskilere dayandığını göstermeye yeter. Ama acaba bu kaşığın içinde ne yazıyor? devamı...
Hz. Peygamber’den nakledilen muhtelif hadislerde pek yakında çıkacak olan Kantura oğullarından bahsedilmiş, bu toplumun Müslümanları Irak topraklarından sürüp çıkaracaklarını haber vermiş, bazı tarıklarda mülk ve saltanatı ümmetinin elinden ilk çekip alacak olanlar olarak belirtilmiş, hatta Dicle denilen yere konaklayacakları dile getirilmiş, bazılarına göre Basra’ya, bir baska tarıkda Horasan ve Sicistan halkını önlerine katıp süreceklerinden bahsedilmiştir. Bazı hadislerde de Kanturaoğullarının bu ümmetin idaresini uzun süre ellerinde tutacağından söz edilmiştir. Hadis-i Şerif otoriteleri, bundan kastın Türkler olduğunda hemfikirdirler. Kaynaklar tarandığında Kantura'nın, Hazreti İbrahim'in hanımlarından birinin adı olduğu görülür. İbrahim aleyhisselamın bilinen üç hanımı vardır. Sare, Hacer ve Kantura... Bunlardan Sare; Hz. İshak'ın, Hacer; Hz. İsmail'in, Kantura da altı erkek evladın annesidir. Tevrat'ta Hz. İbrahim'in babası olarak geçen Terah adının, Turhan veya Herodot'ta geçen TYRRHEN kelimesiyle ilgisi kurulmuştur. Terah, Eber'in torunlarındandır. Kaldı ki, İslam'da Hz. İbrahim'in babasının adı Azer (Hazar-Azeri) olarak bilinir. Hz. İbrahim'in karısı Sara, cariyesi Hacer'den başka Ketura (Kantura) adında bir eşi daha vardı. Bu kelimenin Han-ı Turan ve Hanım Turhan (Türk Hakanının kızı) anlamına geldiği belirtilmektedir. İslam'ın ilk dönemlerinde müslüman olan Türkler, "İbrahim atamız, İsmail amcamız" derler, böylece Kantura'nın oğullarından geldiklerini belirtmek isterlerdi. Tevrat metni “İbrahim bir kere daha evlendi, onun bu yeni karısının ismi “Ke-tu-rah” idi” şeklindedir. Nitekim Tevrat’ın bildirdiğine göre Hz. İbrahim, hanımları Hacer ve Sare’nin ölümünden sonra “başka bir kadın daha aldı, onun adı Ketura idi. Ona, Zimran’ı, Yokşan’ı, Medan’ı, Midyan’ı, Yişbak’ı ve Şuah’ı doğurdu.” Hz. İbrahim İsmail’e yüklediği misyon görevi ile Mekke’ye gönderdiği gibi, bu evlatlarını da vahdaniyeti yaymaları için çeşitli bölgelere gönderir. devamı (sayfa 233)... Sitene Ekle Maveraunnehİr: IssIk Kurgan YazIsI Issık Kurgan, Kazakistan'da Almatı'nın 50 km doğusunda Issık Göl (Esik Kasabası) yakınlarında bir taş yığma mezardır. Bu mezarın içinden, altın elbiseli bir adam ve bu adama ait olduğu sanılan 400 parça saf altın eşya çıkmıştır. Adamın ceketi de altından iplikle dokunmuştur ve eşsiz güzellikte bir hazinedir. Ancak bu altınlardan çok daha kıymetli bir hazine de; mezarın içindeki yepyeni ve son derece ihtişamlı altın eşyalara muhalif olarak mezardan çıkan mütevazi, büyük ihtimalle kullanılmış ve sapı da kırılmış olan bir gümüş kaşık (aslında küçük bir kepçe) üzerinde, Göktürk Alfabesi harfleriyle yazılmış olan iki satırlık yazıdır. Yazının, Göktürk harfleriyle bire bir uyuşması ve bölgenin de Türkler'in anayurdu olması, mezarın bir Türk'e ait olduğunu ve yazının da Türkçe olduğunu düşündürmüştür. Issık Kurganı'ndaki yazı aşağıdaki resimdedir. Resim orijinal kaşığın üstünden çekilmiş: Bu yazı, M.Ö. 500 veya 400 civarından kaldığı söylenen iki satırlık yazıdır. Kullanılan harfler Göktürk Yazıtları'ndaki harflere son derece benziyor. Bu bakımdan bu yazının Türkçe olma ihtimali çok yüksek. Zaten mezarın içinden çıkan eşyalar da bunu gösteriyor. Yani mezar bir Türk soylusuna ait olabilir, hatta hiç kimsenin bundan şüphesi yok. Mezardan binlerce parça saf altından yapılmış eşya çıkmıştır ve bu eşyalar yepyeni ve çok kaliteli. Hatta altını ip haline getirip dokuyarak ceket yapmışlar. Lakin bunların hepsinden daha önemlisi sapı kopmuş bir gümüş kaşık üzerindeki iki satırlık yazıdır. Çünkü M.Ö. 400-500 yıllarından kalmış olan bu mezardan çıkan bu yazı en az 2400 yıllık. Bu, Türkçe'nin yazılı tarihinin çok eskilere dayandığını göstermeye yeter. Ama acaba bu kaşığın içinde ne yazıyor? devamı...
Issık Kurgan, Kazakistan'da Almatı'nın 50 km doğusunda Issık Göl (Esik Kasabası) yakınlarında bir taş yığma mezardır. Bu mezarın içinden, altın elbiseli bir adam ve bu adama ait olduğu sanılan 400 parça saf altın eşya çıkmıştır. Adamın ceketi de altından iplikle dokunmuştur ve eşsiz güzellikte bir hazinedir. Ancak bu altınlardan çok daha kıymetli bir hazine de; mezarın içindeki yepyeni ve son derece ihtişamlı altın eşyalara muhalif olarak mezardan çıkan mütevazi, büyük ihtimalle kullanılmış ve sapı da kırılmış olan bir gümüş kaşık (aslında küçük bir kepçe) üzerinde, Göktürk Alfabesi harfleriyle yazılmış olan iki satırlık yazıdır. Yazının, Göktürk harfleriyle bire bir uyuşması ve bölgenin de Türkler'in anayurdu olması, mezarın bir Türk'e ait olduğunu ve yazının da Türkçe olduğunu düşündürmüştür. Issık Kurganı'ndaki yazı aşağıdaki resimdedir. Resim orijinal kaşığın üstünden çekilmiş:
Bu yazı, M.Ö. 500 veya 400 civarından kaldığı söylenen iki satırlık yazıdır. Kullanılan harfler Göktürk Yazıtları'ndaki harflere son derece benziyor. Bu bakımdan bu yazının Türkçe olma ihtimali çok yüksek. Zaten mezarın içinden çıkan eşyalar da bunu gösteriyor. Yani mezar bir Türk soylusuna ait olabilir, hatta hiç kimsenin bundan şüphesi yok. Mezardan binlerce parça saf altından yapılmış eşya çıkmıştır ve bu eşyalar yepyeni ve çok kaliteli. Hatta altını ip haline getirip dokuyarak ceket yapmışlar. Lakin bunların hepsinden daha önemlisi sapı kopmuş bir gümüş kaşık üzerindeki iki satırlık yazıdır. Çünkü M.Ö. 400-500 yıllarından kalmış olan bu mezardan çıkan bu yazı en az 2400 yıllık. Bu, Türkçe'nin yazılı tarihinin çok eskilere dayandığını göstermeye yeter. Ama acaba bu kaşığın içinde ne yazıyor? devamı...
''Acele Şeytan işidir.Ama beş yerde öyle değildir; Misafire yemek yedirmekte, namazı vaktinde kılmakta, tövbe etmekte, kız evlâdı evlendirmekte, ölüyü defnetmekte.''(Hâtem-i Esam)
''Gülün dikene katlanması onu güzel kokulu yaptı.''(Mevlana)
''Savaşı sonunda zafer olduğu için seviyorum.''(Alparslan)
''Hiç bir şey icat edilmedi, yeniden keşfedildi.''(Rodin)